Dijital Veriler Nerelerde Depolanabilir?

Hayatı günü gününe yaşasak da saklamak istediğimiz hatıralarımız olmaktadır. Çekildiğiniz selfieler, aile fotoğrafları, bebeğinizin ilk adım videosu, evlilik yıl dönümü kutlamanız vb. birçok güzeş hatırayı bilgisayarınızın hafısında saklamanın güvenli olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bu çok sık düşülen basit bir hatadır. Çünkü bilgisayarlar bazı virüsler ile ve bazı kullanıcı hataları nedeniyle arızalanabilir ve veriler üzerinden silinebilir. Bu nedenden dolayı saklamaya değer hatıralarınız varsa bunları daha güvenli yerlerde saklamalısınız. Aşağıda sizin için verilerinizi saklayabielceğiniz birkaç yerden bahsedeceğiz. Yazımızı okumaya devam edin..yandex

Yandex Disk

Bulut sunucu sistemine dayalı olan yandex disk ses dosyası, fotoğraf, yazı dosyaları vb. gibi birçok farklı dosya türünü destekleyen ve saklamanıza olacak sağlayan kısmı ücretsiz bir sanal disktir. Bu sanal diski ücretsiz olacak belirli bir depolama kapasitesine kadar ücretsiz kullanabilirsiniz. Eğer ek alana ihtiyacınız olursa birkaç dolar karşılığında ek alan satın alabilirsiniz. Bizden size küçük bir tüyo; eğer ücret ödemek istemiyorsanız farklı mail adresleri ile kayıt olarak verilerinizi ücretsisz bir şekilde saklayabilirsiniz.

Google Drive

Google drive da aynen yandex disk gibi bir veri saklama ortamı sunmaktadır. Ancak ben şahsen yandex diski google driveya göre daha başarılı buluyorum. Gmail hesabınız ile Googlr Drive alanınıza erişebilir ve silinmesini istemediğiniz verilerinizi saklayabilirsiniz.

Harici Harddisk/SSD Disk

Sanal veri saklama alanlarına alternatif olarak dilerseniz fiziksel depolama araçlarını da tercih edebilirsiniz. Harici harddsik veya ssd disk satın alarak silinmesinden korktuğunuz verilerinizi bu disklere kopyalayabilirsiniz. Böylece bilgisayarınızın veya telefonunuzun başına bir şey gelirse de verileriniz silinmemiş olur.

Flash Bellekler

Harici bir fiziksel depolama aracı olarak tavsiye edebileceğimiz diğer araçlar ise flash belleklerdir. Bu bellekleri satın alabilir ve dosyalarınızı yedekleyebilirsiniz. 200 GB’tı aşan depolama kapasiteleri ve taşınabilirlik açısından uygun olması bu araçları değerli kılmaktadır. Yakınızıda bulunan bir tekonloji dükkanından veya internetten sipariş verebilir ve depolama ihtiyacınızı giderebilirsiniz.

Vücudun Enerji Kaynakları Nelerdir ve Nasıl Depolanır?

Vücudumuzda yeterli enerjiye sahip olmak, gün boyunca tüm eylemlerimizi ve ruh halimizi etkilediği için son derece önemli bir konudur. Bazen kendimizi enerji dolu hissederiz, bazen de oturduğumuz yerden kalkmak bile istemeyiz. Bu durumun dengesi vücudumuzda enerji sağlar. Düzenli beslenme yoluyla vücudumuza enerji sağlamamız gerekir. Sağlıklı ve dengeli beslenmenin en önemli nedenlerinden biri de budur. Gün boyunca tazelenmiş hissetmek için kahve ve meyve suyu gibi anlık enerji artırıcılarla buna ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ancak enerjinizi nasıl koruyacağınızı biliyorsanız, günün geri kalanında enerjik hissedeceksiniz.vücut enerji kaynakları, vücuda enerji veren yiyecekler, vücutta enerji nasıl depolanır

Enerji, yiyeceklerden yağ, karbonhidrat ve protein şeklinde depolanır. Vücudumuz fazlalık olarak algıladığı enerjiyi uzun süre yağa çevirerek depolayabilir. Yeterli miktarda beslenemediği durumlarda veya yoğun bir antrenman sonrasında depolanan yağları yağ asitlerine ve gliserollere dönüştürerek kullanır ve ardından ısıtır.

Vücudumuzun enerji kaynakları;

Kalsiyum… Kemik ve diş sağlığı için önemi bilinen kalsiyum, kas ve sinirlerin yapısı için çok önemlidir. Kolon kanserine karşı korumada etkili olan kalsiyum aynı zamanda kanın pıhtılaşmasını da destekler. Kalsiyum ihtiyacınızı mısır, süt ve süt ürünleri, sardalya, kalamar, ıstakoz, brokoli gibi kalsiyum içeriği yüksek besinler tüketerek karşılayabilirsiniz.

Folik asit… Vücudumuzdaki folat seviyesi kanser ve kansızlık için çok önemlidir. Kolesterol düşürücü faktörler, aspirin, doğum kontrolü, epilepsi ilaçları ve alkol vücuttaki folat seviyesini etkiler. Folat kaynağı olduğu bilinen karaciğer, yumurta sarısı, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli ve portakal gibi gıdaları yiyerek ihtiyacınız olan folatı alabilirsiniz.

Magnezyum… Magnezyum vücudumuzdaki proteinlerin kana karışması, kas ve sinirlerin düzgün çalışması için gereklidir. Vücudumuzda yeterli magnezyum yoksa; Depresyon, iştahsızlık, gözlerde koyulaşma ve kaslarda zayıflama meydana gelebilir. Magnezyum ihtiyacını karşılamak için fındık, ceviz, kabak, muz gibi kuruyemişler tüketilebilir.

Demir… Hamilelik, yaşlılık, adet döngüsü, diyet ve vejeteryanlık gibi nedenlerle vücutta eksilen demiri yenilemeliyiz. Vücuttaki demir seviyesi çok önemlidir. Çünkü sadece demir eksikliği değil, yüksek demir seviyeleri de bazı sağlık sorunlarına neden olur. Kalp sağlığı sorunları yüksek demir içeriğinden kaynaklanabilir. Demir alımı balık, kırmızı et, kuru fasulye, yumurta sarısı ve demir bakımından zengin olan kuru meyveler gibi besinlerin düzenli tüketimi ile yapılmalıdır.

B2 ve B6 Vitaminleri… Bağışıklık ve sinir sistemi için önemli olan bu iki vitamin vücuttaki enerji kaynakları arasındadır. Tavuk, süt ve süt ürünleri, balık, turp, ıspanak, pirinç, soya fasulyesi, patates, muz, avokado gibi besinleri tüketerek besinler yoluyla B2-B6 vitaminlerini elde edebiliriz.

Çinko… Tat ve koku için önemli olan çinkonun en ünlü özelliği bağışıklık sistemini güçlendirmesidir. Çinko eksikliği tehlikesi olduğundan şeker hastaları ve böbrek hastalığı olan hastalar tarafından özel dikkat gösterilmelidir. Çinko, vücudumuz tarafından bezelye, fasulye ve fındık gibi besinler yoluyla sağlanır.

Spor esnasında enerji kullanımı;

Egzersiz sırasında vücudumuzun tıpkı bir araba sürdüğü gibi yakıta ihtiyacı vardır. Vücudumuzun ihtiyacı olan bu yakıt enerjidir. Kaslarımızın kullanacağı yakıt miktarı belirlenir. Buna trifosfat-ATP denir ve biz ona enerji deriz. Kas hücrelerinde sınırlı miktarda depolanır. Bu sayede antrenman sırasında belirli bir süre kasların enerji ihtiyacı karşılanır. Enerji arzı tüketimle orantılı olmalıdır.

Eğer koşu yapıyorsanız, egzersiz yapmadan önce karbonhidrattan zengin bir diyete dikkat etmelisiniz. Koşarken yeterli enerjiye sahip olmak daha uzun süre antrenman yapmanıza yardımcı olacaktır. Yeni sezonun koşuya özel tasarlanan sneaker’ı ile kendinizi yorgun ve enerji dolu hissetmeden egzersiz yapabilirsiniz. Egzersiz sonrası çalışmalar, kas lifi yüzdesinin egzersizle değiştiğini göstermiştir. Ayrıca egzersiz sonrası kas deformasyonunu onarmak ve yenilemek için enerjiye ihtiyaç vardır. Antrenman sırasında, 1 dakikadan az süren kuvvet yükleri ile kreatin fosfat moleküllerine çok fazla enerji harcanır. 8 dakikaya kadar süren dayanıklılık antrenmanlarının enerjisi karbonhidratlardan alınır. 8 dakika veya daha fazla egzersiz yaparken karbonhidratlara ek olarak yağlar da enerji olarak kullanılır. 1 saat ve üzeri antrenmanlarda enerji kaynağı olarak yağ kullanılır. Yağların uzun süreli bir enerji deposu olarak kullanıldığını hatırlayın. Amacınız kilo vermek ise bu durumu göz önünde bulundurarak antrenman yapmalısınız.

Sporda Nefes ve Core Stabilitesi

Spor yaparken nefes alma tekniğini bilmek, doğru kullanmak gerekir. Maksimum performans ve verim için solunum ve çekirdek kaslarını harekete geçirebilmek son derece önemlidir. Özellikle direnç antrenmanlarında nefes kontrolü çok önemlidir. Vücut geliştirme ve kuvvet antrenmanlarında egzersiz yaparken vücudun dengesini iyi düzenlememiz gerekir. Karın, bel ve eğik kaslarınızı aktif olarak çalıştırmak, antrenmanınızın amacına ulaşmasına yardımcı olur. Egzersiz sırasında teknik olarak doğru ve etkili bir nefes alış-verişinin önemli bir nokta olduğunu bilmelisiniz.sporda nefes stabilitesi, sporda nefesin önemi, sporda nasıl nefes alınır

Antrenmanlarınızda doğru nefes alma adı verilen bir valsalva tekniği kullanmak, nefesinizi diyafram ve pelvis arasında tutmanıza yardımcı olur. Valsalva tekniğinin dışında nefes almak yanlış olacak ve size yarardan çok zarar verecektir.

Spor yaparken doğru nefes nasıl alınır?

Başınıza ve göğsünüze nefes almadan önce midenizi doldurmalısınız. En iyi yollardan biri karnınızda balon olduğunu düşünmektir. Nefes alırken karnınızdaki balonu doldurduğunu hayal etmelisiniz. Bu, tüm vücudunuzu ve büyük kaslarınızı 360 derece dışa doğru sıktığınız bir yöntemdir. Bu, çalışırken stabiliteyi artıracak ve olası yaralanmaları önleyecektir. Egzersiz yapmak sizin için zor olduğunda nefes verirseniz, vücudunuzun asla stabilize olmayacağını bilmelisiniz. Bu ciddi yaralanmalara neden olacaktır. Merkez bölgeniz dik durmanızı sağlar ve duruşunuz için önemlidir. Vücudunuzun içinde ne kadar fazla hava tutarsanız, işiniz o kadar istikrarlı ve güçlü olur. Valsalva manevrası ile sadece karın nefesi alıyorsanız, egzersizleri tam bir özveri ile yaptığınızı bileceksiniz. Fitness egzersizlerinizde önerildiği gibi karnınız yerine başınıza ve göğsünüze doğru nefes alıyorsanız veya nefes tekniğiniz tam olarak gelişmemişse, antrenman sırasında bayılma ihtimaliniz vardır. Bayılma ciddi bir sorun olmasa da düşerseniz kaza yaşayabilirsiniz.

Çekirdek stabilizasyonu ve değerlendirmesi;

Çekirdeğin yetersiz veya eksik stabilizasyonu, alt sırt ve alt ekstremite yaralanmalarına neden olabilir. Gövde motor refleksi olarak bilinen gecikmiş bir yanıtın, alt sırt ve alt ekstremitelerde ağrı ile ilişkili predispozan bir faktör olduğu düşünülmektedir.

Bir hatırlatma olarak, bel ve alt ekstremite yaralanmaları, sınırlı kalça abdüksiyonu ve dış rotasyonu olan kişilerde daha yaygındır. Ek olarak, çekirdek kasların erken yorulması yaralanmalara neden olabilir. Özellikle karın kaslarındaki yorgunluk, hamstring yaralanma riskini artırır.

Bu araştırma, uyluk kas grubunu, kuadrisepsleri ve hamstringleri, zıplama sırasında gerekli güç seviyesini üretmek ve dirence direnme kabiliyetini harekete geçirmek açısından önemlidir.

Tek Bacak Squat Testi: Öncelikle dizinizi bükmeden tek bacak üzerinde çömelin. Sonra diz bükülür ve tekrar düzelir.

Plank testi: kalasın pozisyonu kabul edilir ve pozisyonu bozmadan ne kadar süre esas alınır.

Yan köprü: Yan köprü olarak tanımladığımız yan köprünün pozisyonu alınır ve pozisyonu bozmadan ne kadar süre uygulandığına bağlıdır.

Çekirdek stabilizasyon egzersizleri nelerdir?

Omurga bölgesine ulaştıktan sonra pelvisi aktif tutmak için karmaşık egzersizler uygulanmalı ve öncelikle kedi-deve transfer egzersizlerine başlanmalıdır.

Kalça hareketliliği egzersizleri, ağırlığın bel bölgesinden alt tarafa dağıtılmasında etkili olacaktır.

Bu egzersizlere kesinlikle aerobik egzersizi dahil etmelisiniz.

Hızlı yürürken belde daha az tork üretilir.

Başlangıç ​​seviyesindeki uygulamalar, bireyin farkındalığını artırmaya yardımcı olur.

Yapacağınız egzersizlerin basitten giderek zorlaşana kadar çeşitlilik gösterdiğinden emin olmalısınız.

Derin stabilizatör olarak bilinen transvers abdominis ve multifidus egzersizleri ile öğrenilebilen motor beceriler, abdominal nefes egzersizleridir.

Karın solunumu düzgün kas fonksiyonu için çok önemlidir. Zamanla, bunun kendi başına olacağını anlayacaksınız.

Kolik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

kolik nedir?

Kolik, belirgin bir sebep olmaksızın, üç hafta veya daha uzun, haftada üç gün veya daha fazla, günde üç veya daha fazla saat süren yoğun, yüksek sesli ve kontrol edilemeyen ağlama nöbetleri olarak tanımlanabilir. Bu nöbetler genellikle ikinci ve dördüncü haftalar arasında başlar. Bu, günün veya gecenin herhangi bir saatinde, çoğunlukla 18:00 ve gece yarısı olabilir.

Çocukların yaklaşık beşte birinde kolik vardır. Kolik, kız ve erkek çocuklarda olduğu kadar anne sütü ve biberonla beslenen bebeklerde de eşit derecede yaygındır. Bu yoğun çığlıklar, bir çocuğun yaşamının ikinci ve üçüncü aylarında zirveye ulaşır, ancak kolik durana kadar geçen süre çocuktan çocuğa değişir. Kolik genellikle bebek yaklaşık 6 aylıkken geçer.kolik nedir, kolik neden olur, kolik ne demektir

Kolik neden olur?

Uzmanlar koliğe neyin neden olduğundan emin değiller, ancak bazı olası açıklamalar aşağıda verilmiştir:

Bebeğin sindirim sistemi gelişmeye devam ettiği için bebek bunu ağlayarak ifade edebilir ve bu da rahatsızlığa neden olur.

Reflü bir çocuk için zahmetli olabilir.

Bebeğin gazı var ve bu ekstra gaz rahatsız edici olabilir.

Yenidoğanlar gün boyunca çok fazla uyarana maruz kalabilir ve tüm bu yeni bilgileri işleyemedikleri zaman ağlayabilirler.

Bazı araştırmalar, gıda alerjilerinin (bir bebeğin anne sütüne veya formül mamaya maruz kaldığı alerjenler) veya sigara dumanına maruz kalmanın koliklere neden olabileceğini düşündürmektedir.

kolik semptomlar

Yenidoğanın gelişimi hakkında endişelenmek ve kolik ile normal ağlama arasındaki farkı bilmek istemek doğaldır. Çocuğunuzun kolik olduğundan şüpheleniyorsanız, aşağıdaki olası kolik belirtilerini kontrol edebilirsiniz:

Bacakları uzatır veya midenin üzerine çeker

Ağlarken yay gibi geri çekilir

Ağlarken kollarını ve bacaklarını salla

ağlarken kızarır

Ağlarken yumruklarını sıkar

Bazen acıyormuş gibi hissettiriyor

Karnı şişmiş ve çok gazı var. Bu kolik semptom, ağlayan bebeklerin çok fazla hava yutmasından veya beslendikten sonra yeterince gaz vermemesinden kaynaklanabilir.

Dukan Diyeti Nedir ve Nasıl Yapılır?

Ducan’ın diyeti; Yüksek protein ve düşük karbonhidrat diyetine dayalı bir diyettir. Ducan Diyeti, diyabet ve kalp hastalığı olan, kendine özel diyetleri olan ve kolesterol sorunu olmayan herkesin rahatlıkla uygulayabileceği bir diyet şeklidir. Son yıllarda oldukça popüler hale gelen Dukan diyeti, yüksek protein içeriği ile daha doyurucu ve uzun süre korumanıza olanak sağlıyor. Güçlü ve zayıflatıcı bir açlık hissetmeden kolayca uygulayabileceğiniz Dukan diyetini doğru teknikle uygularsanız hayal ettiğiniz kiloya kısa sürede ulaşabilirsiniz.dukan diyeti, dukan diyeti nasıl yapılır, dukan diyeti ne demek

Ducan diyeti nasıl uygulanır?

Ducan Diyetini uygularken 4 farklı aşamadan geçeceğinizi bilmelisiniz. Saldırı aşaması, hareket aşaması, güçlendirme aşaması ve savunma aşaması gibi adım adım uygulamanız gerekiyor.

Atak Aşaması… Şunu da belirtelim ki hatasız Dukan Diyeti, Oruç ve Protein Diyeti kadar etkilidir. Bu aşama 1 ila 7 gün sürer.

Seyir aşaması… Hedef kilonuza ulaşana kadar diyetinizi kesmemelisiniz. Bu, protein ve sebze günlerini birleştiren bir diyettir. Bu aşama 1-12 ay sürer.

Güçlenme aşaması… Kaybedilen her kilo için 10 gün belirlenir. Bu, kilo alımının önlendiği aşamadır. Bu aşama kişiden kişiye değişebilir.

Savunma evresi… İlerleyen dönemlerde diyeti bıraksanız bile haftada bir kez Dukan diyetinin atak evresi uygulanmalıdır. Ancak bu şekilde kaybolanlara sonsuza kadar veda edebilirsiniz. Bu aşamanın süresi sınırsızdır, ne kadar sık   devam ederseniz o kadar ödüllendirici olacaktır.

Herkesin kolayca uygulayabileceği Ducan Diyeti, genellikle çok fazla protein tüketmeyen kişilerde ilk günlerde ağız kuruluğuna neden olabilir. Düzenli olarak uygulamaya devam ederseniz bu sorunun da ortadan kalktığını fark edeceksiniz.

Ducan’ın diyet tüyoları;

Ducan diyeti sırasında katı veya sıvı tüm yağlardan kaçınılmalıdır.

Deniz ürünleri yemenin hiçbir zararı yoktur, tüm deniz hayvanları hem kabuklu hem de kabuksuz olarak yenebilir.

Gün içerisinde ortalama 1,5-2 litre su içmeniz gerekir,

Çok yağlı olduğu bilinen tavuk derisi veya balık gibi protein yönünden zengin besinlerde hayvansal yağların kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Farklı kompozisyonlara sahip bitki ve baharatların bolca tüketilmesi tavsiye edilir,

Soğan, sarımsak, salatalık, tuz yasaklanmayan ve tavsiye edilen besinler arasındadır.

Diyet süresince günlük 20-25 tempolu yürüyüş veya egzersiz yapılır,

Ducan diyetini uygulamayı bıraksanız bile, her hafta saf, yağsız protein tüketmeye devam etmeniz gerekecektir.

Gün boyunca hareketlerinizi artırmaya çalışmalı ve küçük faydaları takdir etmelisiniz. Örneğin, birkaç durak erken inin ya da işten eve dönerken asansör yerine merdivenleri kullanın.

Özellikle savunma aşamasındayken günde 2 yemek kaşığı yulaf kepeği tüketmeniz gerektiğini bilmelisiniz.

Ducan diyeti hakkında ne bilmeliyiz?

Ducan Diyeti, Fransız beslenme uzmanı Pierre Ducan tarafından formüle edilmiş bir diyettir. Yaklaşık 30 yıldır uygulanan Dukan diyeti, son 10 yılda popülerlik kazandı. Ünlü bir beslenme uzmanının açıklaması; Bu diyet sayesinde insanlara sağlıklı yiyecekler yemelerini hatırlatıyorlar. Ducan Diyeti kitabıyla Fransa’da güçlü satışlar elde eden Pierre Dukan, dünya çapında da benzer bir başarıya imza attı ve 10 milyonun üzerinde sattı. Dukan diyeti ile ilgili kullananların kısa sürede sonuç aldığı ve memnun kaldığı bir kitap. 14 dile çevrildi, 32 ülkede satıldı ve ciddi talep gördü.

Koronafobi Nedir?

Tarihte pek çok bulaşıcı hastalık ve bunun sonucunda ortaya çıkan korkunç resimler… Filmlerden ve kitaplardan aşina olduğumuz bu salgın hastalıklar uzun süredir hayatımızda var. Koronavirüs tehdidiyle yaşamaya başladığımızdan beri hayatımızda çok şey değişti. Salgının ne kadar süreceği konusundaki belirsizlik, endişe ve korkuyu tetiklemek için yeterli. Öngörülemeyen kısa bir sürede hayatımıza giren koronavirüs salgını ile birçok vakanın ölüme yol açması, insanlığı en büyük korku olan ölüm korkusuyla yüzleşmeye zorladı. Bu süreç herkesi ruhen ve bedenen etkilese de yeni çağın hastalığının ortaya çıkışını da gündeme getirmiş; Koronofobi… Virüsten daha hızlı yayılmaya başlayan Coronafobi; Bu, aşırı kaygı nedeniyle kaygı bozukluğuna yol açabilen koronavirüs ile enfekte olmaktan endişe duyan kişilerin davranışsal ve zihinsel bozuklukları için geçerlidir.koronafobi nedir, koronafobi ne demek, koronafobi neden oluşur

Koronafobi kaygısıyla nasıl baş edilir?

Olumlu düşünün… Hem çevrenizdeki hem de sosyal medyadaki salgın hakkında yorum yaparak olumsuz eleştiri ve karamsarlıktan uzak durmaya çalışın. Gerçekçi olmalıyız ve aşırı pervasız veya aşırı endişeli olmamalıyız. Aklımızda oluşturduğumuz olumsuz senaryolar yardımıyla başkalarının psikolojisini olumsuz etkilememeliyiz.

Günlük rutininize hakim olun… Pandemi nedeniyle evden çalışıyor olabilirsiniz. Yine de işe giderken pijamalarınızı giymeyin. Günlük rutininizden vazgeçmek belli bir süre sonra psikolojinizi olumsuz etkileyecektir. Sabah uyanmak, kahvaltı yapmak, egzersiz yapmak, duş almak gibi günlük bir rutininiz varsa asla bozmayın.

Aile Bağlarını Güçlendirin… Sosyal çevreniz ne kadar geniş olursa olsun, ailenizdeki boşluğu sizden başka kimsenin dolduramayacağını bilmelisiniz. Yaşınız ne olursa olsun, ebeveynlik desteği sizi güvende hissettirecektir. Özellikle bu hassas dönemde ailenizle olan bağlarınızı güçlendirmeye çalışmalısınız.

Zihninizi rahatlatın… Kaygı, stres ve korku gibi olumsuz duyguları serbest bırakmanıza yardımcı olacak aktiviteler bulun. Bunlar arasında meditasyon, yoga ve Pilates vardır. Kolayca bulabileceğiniz yoga ve pilates ürünleri ile her yerde ve her zaman çalışarak zihninizi dinlendirebilirsiniz. Ayrıca nefes egzersizleri ile endişelerinizden kurtulabilirsiniz.

Yazın… Stresi, korkuyu ve kaygıyı azaltmak için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri yazmaktır. Aklınızı meşgul eden düşünceleri yazdıkça, gereksiz yere endişelendiğinizi daha net görebileceksiniz.

Yeni bir hobiye başlayın… Eğer varsa, ilginizi çekebilecek yeni hobiler bulmaya çalışın ve eski hobilerinize başvurarak onları geliştirin. Böylece kuruntularınızdan, endişelerinizden ve endişelerinizden hızla uzaklaştığınızı fark edebilirsiniz.

Destek alın… Denediğiniz tüm yöntemlere rağmen ölümden korkuyorsanız, alanında uzman bir psikolog ile e-posta veya telefon yoluyla iletişime geçebilirsiniz. Duygularınızı bir profesyonelle paylaşmak rahatlatıcı bir deneyim olabilir. Araştırmalar sonucunda psikologla iletişim kuran insanlar kendilerini güvende ve rahatlamış hissediyorlar.

Bir iyilik yap… Başkası için bir iyilik yap. Diyelim ki birine samimi bir gülümseme bile kendinizi iyi hissetmeniz ve korkularınızdan kurtulmanız için yeterli.

Durumu kabul edin… Evet, dünya çapında bir salgın var, ancak kendinizi korumak için yapmanız gerekenlerin size açık olduğunu unutmamalısınız. Tüm önlemleri uygularsanız bu yeterli olacaktır. Durumu kabullenir ve ne yapacağınızı bilirseniz psikolojik olarak kendinizi güvende hissedebilirsiniz.

Dikkatli olun… Panik ve korkunun bir hastalık virüsünden daha tehlikeli olduğunu hatırlatalım. Koronavirüs hızla yayılan gribe neden olur. Ancak yoğun stres ve korku kalp krizlerine yol açabilir. Sağduyunuzu kaybetmeyin, süreci kafanızda abartmayın.

Kendinize zaman tanıyın… Size en iyi şekilde bakacağınızı unutmayın. Beslenmenize dikkat ederek bağışıklığınızı güçlendirebileceğinizi, ruhunuza iyi bakarak psikolojinizi koruyabileceğinizi hatırlatırız. Tüm bu süreçlere alışmak için kendinize zaman ayırmalı ve sakin davranmalısınız.

Kas Gelişiminde İnsülinin Önemi Nedir?

insülin hormonu; Yağ ve karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesinde önemli rol oynayan pankreas tarafından üretilen bir hormondur. Aynı zamanda insülin hormonu, glikozun kaslara, karaciğere ve yağ dokusuna taşınmasından sorumludur. Yetersiz insülin sekresyonu ile vücutta meydana gelen süreçlerde bozukluklar meydana gelebilir. Proteoliz sırasında, sindirim sırasında proteini parçalayan süreç, kas proteini daha hızlı yakılır. Özetle; İnsülinin en önemli görevinin yağ depolamak olduğunu söyleyebiliriz. Araştırma bunu desteklemektedir; Glikoz, insülin olmadan dokulara taşınabilir. Ancak yağ dokusu ile ilgili olduğu için kasların gelişimi ve güçlenmesi için oldukça önemlidir.kas gelişimi ve insülin, insülinin faydaları, kas gelişiminde insülinin faydası

İnsülin-Vücut Geliştirme Bağlantısı

İnsülin hormonu, büyüme hormonu gibi, fonksiyonel bir proteindir. Tüm proteinler gibi insülin de amino asit zincirlerinden oluşur. Kas liflerine iletildiğinde hücrelerin açılmasını sağlayan insülin; Aynı zamanda damarların genişlemesini sağladığı için kaslara daha fazla kan akışını sağlar ve daha fazla besin maddesinin uzaklaştırılmasına destek olur.

Sıklıkla insülin ile anılan glisemik indeksten biraz bahsedelim. Bir yiyeceğin glisemik indeksi, kan şekerini ne kadar hızlı yükselttiği ile ilgilidir. Vücudumuza aldığımız karbonhidratlar glikoza dönüştürülür. Daha sonra glikoz kan dolaşımına girer. Bazı ürünlerde bu süreç uzun sürer, bazılarında ise çok daha kısadır. Glisemik indeksi yüksek besinler kan şekerinde hızlı yükselmeye neden olur. Bu nedenle, bu tür ürünlere tercih vermemelisiniz. Glisemik indeksi yüksek besinler sık   tüketildiğinde karbonhidrat alımı yüksek olduğu için vücut insülin direnci geliştirmeye başlar. İnsülin seviyeleri kronik olarak yükselir. İnsülin direnci daha fazla vücut yağının birikmesine neden olur. Ayrıca, insülin direnci, amino asitlerin ve glikozun kaslara iletilme hızını azaltır. Kaçınılması gereken yüksek glisemik indeksli gıdalara örnekler; Şeker, beyaz ekmek, kepekli ekmek ve pirinç verilebilir. Düşük glisemik indeksli gıdalara örnek olarak yulaf, makarna, bulgur, meyveler, esmer pirinç ve baklagiller dahildir.

Sporcularda İnsülin Nedenleri;

İnsülin sporcularda glikoz arzını artırır

Yağ asitlerinin sentezini destekler,

İnsülin sporcularda katabolizmayı azaltır

Büyüme hormonu üretimini artırmaya yardımcı olur,

Gliserol fosfat sentezini artırmaya yardımcı olur,

Sporcularda insülin, amino asitlerin hassas hücrelere taşınmasını artırır.

İnsülin glikolitik enzimleri aktive eder,

İnsülin, sporcularda protein sentezini uyarmaya yardımcı olur.

İnsülin bir anabolik taşıma hormonudur.

İnsülin direncini kontrol etme

İnsülin direncini kontrol etmek için besin dengesini korumak çok önemlidir. Glisemik indeksi olan besinler aşırı tüketilmemelidir. Vücut, insülin hormonunun belirli bir dengesini korumalıdır.

Egzersizden sonra kas glikojen depoları tükenir. Antrenmandan sonra geçen süre ile doğru orantılı olarak etkisi azalır. Bu nedenle genellikle egzersiz sonrası kaliteli karbonhidrat tüketilmesi önerilir. Egzersiz sonrası ve egzersiz sonrası tükettiğiniz gıdalardan alınan kalorilerin çoğu kaslarınız arasında eşit olarak bölünür. Bu, eğitim verimliliğinizi artırmanıza yardımcı olacaktır.

Egzersiz yapmadan önce, özellikle egzersizinizin ilk 20 dakikasında şekerli yiyecekler yiyerek kendinizi çok enerjik ve sağlıklı hissedebilirsiniz. Ancak gelecekte, bayılma veya baş dönmesine neden olabilecek büyük enerji kayıpları yaşayabilirsiniz. Bu iki enerji geçişi arasında önemli bir fark olduğu için antrenmanınızı yarım bırakmanız gerekebilir.

Dikkate alınması gereken şeylerden biri, egzersiz öncesi şeker alımınızı azaltmaktır. Yani bu durumda insülin hormonunun ani düşüşünü ve çıkışını engellemiş olursunuz. Kaliteli kompleks karbonhidratların faydalarından yararlanmak için kaslarınızdaki ATP depolarını yenilemeniz gerektiğini bilmelisiniz. Diyetinize dikkat ederek insülin direncinizi kontrol edebilirsiniz.

Bitkisel Sütler Nelerdir?

Beslenmenin yeni çağa adaptasyonu ile birlikte her geçen gün sağlıklı besinler sofralarımıza eklenmeye devam ediyor. Süt satın alırken inek sütünün yanı sıra pek çok alternatif olduğunu da fark etmiş olmalısınız. Son zamanlarda giderek artan bir şekilde karşımıza çıkan bitki bazlı süt kavramına alışmışa benziyoruz…bitkisel sütler

İnek sütünü bitki bazlı sütle karşılaştırdığımızda, sağlığımız için en faydalı olanı bilerek yemeliyiz. Mide ve bağırsak sorunları olan kişilerin tercih ettiği bitki bazlı sütün de laktoz içermeyen yapısı nedeniyle tercih edildiği söylenebilir.

Bitki bazlı süt birçok farklı kaynaktan elde edilebilir; yulaf sütü, fındık sütü, badem sütü, pirinç sütü, kenevir sütü, fındık, hindistan cevizi sütü, soya sütü. Bitki bazlı sütün, düşük yağ içeriği ve daha kolay sindirim gibi birçok faydası vardır.

Ülkemizde son yıllarda popüler hale gelen bitki sütü hakkında yeterli bilgiye sahip olduğumuz söylenemez. Bitkisel süt denilince ilk akla gelen veya bitkisel süt alırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini sizler için araştırdık.

Neden bitkisel süt tüketmeliyiz?

Çok düşük yağ içeriğine sahiptir,

Bitki bazlı süt laktoz içermez,

Bitki bazlı süt kolesterol içermez,

Özellikle kalp sağlığına faydalı olan tekli ve çoklu doymamış yağların yüksek oranda bulunması,

Bitki bazlı süt yüksek düzeyde B vitamini içerir,

İçlerindeki sodyum ve potasyum oranı dengelidir,

Sindirim sorunu olanlar için son derece faydalıdır,

Huzursuz bacak sendromu veya kabızlık gibi sorunları tedavi eder.

En çok tercih edilen bitki bazlı süt;

Soya sütü… Bitki sütü denilince ilk akla gelen seçeneklerden biri olan soya sütü, ülkemizde en çok kullanılan bitki sütüdür. 18. yüzyılda Çin’de ortaya çıktıktan sonra Amerika ve Avrupa’da kullanılmaya başlanmıştır. Bilmeniz gereken tek şey, içtiğiniz soya sütünün organik olduğudur.

Sindirimi için enzim gerektirmeyen soya sütü çok faydalıdır. Laktoz içermediği için laktoz alerjisi olanlar veya laktoz kullanmak istemeyenler için en iyi seçimdir. Şeker hastaları için de faydalı olan soya sütü, kan dengesinin korunmasına yardımcı olur. Kolesterolü, izoflavonları, yağ asitlerini ve proteinleri düşürür ve sağlığımız üzerinde faydalı bir etkiye sahiptir.

Badem Sütü… Enerji düzeyi düşük kişilere tavsiye edilen badem sütünün, bebekler büyüdükçe onlara da iyi geldiği biliniyor. Diyet yapanlara besin takviyesi olarak sunulan badem sütünün tadı da güzeldir.

Kansızlığı, fiziksel zayıflığı, karaciğer sorunları veya yetersiz beslenmesi olan kişilerin mutlaka tüketmesi gerektiğini söyleyen beslenme uzmanları, badem sütünün osteoporoz için de faydalı olduğunu savunuyorlar. badem sütü; Kolesterolü düşürür, beyin ve kaslar için iyidir ve sindirime yardımcı olur. Lif oranı yüksek olduğu için kabızlığın giderilmesine de yardımcı olabilir. Magnezyum, demir, kalsiyum ve E vitamini açısından zengin olan badem sütü, kolon kanseri riskini de düşürür.

Yulaf Sütü… Yağ tüketmeden enerji kazanmak istiyorsanız, hızlı ve sağlıklı bir şekilde kilo vermeyi veya formda kalmayı tercih ediyorsanız yulaf sütü tam size göre diyebiliriz.

Yulaf sütü, lifli yapısı sayesinde uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur, diyet yapanların seçeneklerinden biridir. Sindirim sistemini güçlendiren, kolesterolü düşüren, şeker hastalığı riskini azaltan ve safra asitlerinin bağırsaklarda emilimi yoluyla hasarı önleyen yulaf sütünün düzenli tüketimi sağlığınız için çok faydalı olacaktır. Bir antioksidan olan linoleik asit, E vitamini ve yağ asitleri içeren yulaf sütü ayrıca beta-karoten içerir. Yüksek karbonhidratlı yulaf sütünün pirinç ve buğdaya göre çok daha fazla protein içerdiğini de belirtmek gerekir.